Ekim 2009 için Arşiv

Ahe iş imkanları

Perşembe, 29 Ekim 2009

Anadolu Hayat Emeklilik ailesi krize inat büyümeye devam ediyor. Şirket Ocak-Ekim ayları arasında 100 üniversite mezununu işe alarak bireysel emeklilik ve sigorta alanında önemli bir istihdam rakamına ulaştı. İşe alım süreci krizden etkilenmeyen ve yeni eleman alımlarına devam eden Anadolu Hayat Emeklilik, başarılı insan kaynakları politikası ile çalışan memnuniyetinin de büyük ölçüde önünü açıyor.

Anadolu Hayat Emeklilik İnsan Kaynakları ve Eğitim Müdürü Ufuk Seydi İşli, yüzde 2’lik yıllık işten ayrılma oranı ile Türkiye’de çalışan sirkülasyonu en düşük şirketlerden biri olduklarını ifade etti. Yeni eleman alımlarında kurum profiline en uygun adayları seçtiklerini belirten İşli, her sene yaptıkları çalışan memnuniyeti anketinde sonuçların yükseldiğini gördüklerini, bundan memnuniyet duydukları kadar kendilerini daha da geliştirmek için anket sonuçlarını oldukça önemsediklerini ekledi.

Sosyal haklar açısından güçlü bir şirket olduklarını belirten Ufuk Seydi İşli, çalışanlarına sundukları hayat sigortası, özel sağlık sigortası ve işveren katkılı bireysel emeklilik gibi imkanlarla onların geleceklerini güvence altına aldıklarını; şirket bünyesinde bulunan Yardımlaşma Derneği ve Sandık ile de farklı imkanlar sağladıklarını belirtti.

Kişisel gelişim imkanları çok geniş

Anadolu Hayat Emeklilik İnsan Kaynakları ve Eğitim Müdürü Ufuk Seydi İşli, çalışanlara sundukları kişisel gelişim imkanlarına ise şöyle değindi: “Şirket bünyesinde kurduğumuz Anadolu Hayat Emeklilik Akademisi, yeni işe başlayan veya mevcut çalışanlarımıza farklı eğitimler veriyor. Çalışanlarımız, kendilerine sunduğumuz eğitim fırsatlarından diledikleri gibi yararlanma hakkına sahip. Türk Sigorta Enstitüsü Vakfı tarafından düzenlenen ve bir yıl süren eğitimlere ücretsiz katıldıkları gibi özel eğitimler için de talepte bulunuyorlar. Onlardan farklı konular da aldığımız her türlü görüş, öneri ve isteği mutlaka kendi içimizde değerlendiriyor, hatta öneride bulunan çalışanlarınızı ödüllendiriliyoruz.”

Şimdi kütüphanede çalış ileride işi kap

Perşembe, 29 Ekim 2009

Türkiye’nin en büyük üniversite portallarından biri olan Uniaktivite.net tarafından düzenlenen En Aktif Kulüp Yarışması’nın sonuçları açıklandı. 350 üniversite kulübünün başvuru yaptığı yarışmada, finale kalan 60 kulüp arasında ODTÜ, Yıldız Teknik ve Selçuk üniversitelerinin ağırlıkta olduğu gözlenirken Boğaziçi, Uludağ, Bilkent ve Süleyman Demirel üniversitelerinin performansları da dikkat çekti. İTÜ Arıteknokent’te yapılan ödül töreninde birincilikleri İstanbul ve Ankara üniversiteleri arasında paylaşıldı. İkincilik ve üçüncülük ödülleri de Anadolu üniversitelerinin oldu.

Büyük çekişmelerin yaşandığı “İş ve kariyer” kategorisinde ise ODTÜ İşletme Topluluğu birinci, Yıldız Teknik Üniversitesi Kalite ve Verimlilik Kulübü ikinci, Uludağ Üniversitesi İnsan Kaynakları Topluluğu da üçüncü sırada yer aldı. Bu kategorideki kulüpler yurt çapında diğer kulüpler ile yarışırken kendi içlerinde de kıran kırana mücadele ettiler. Üyelerine iş bulma ve staj imkanı sağlama konusunda iddialı olduklarını belirten kulüp temsilcileri, düzenledikleri etkinliklerle de iş dünyası ile öğrencileri bir araya getiriyorlar.

Temsilciler bilinçli

Dokuz Eylül Üniversitesi Kariyer ve Yönetim Kulübü Yönetim Kurulu Başkanı Önder Boynudelik, kulüpte yoğun bir çalışma dönemi geçiren üyelerinin mezun olduktan sonra iş bulma potansiyelinin oldukça yüksek olduğu iddiasında. Boynudelik, “Kulübün kurucusu Özgür Camkıran Londra’da JJ Fast Food’un İK Müdürü, üyelerimizden Murat Kızıltan Mercedes – Benz Türkiye Satış Pazar Araştırmacısı, Uğur Alkın Tekstilbank Teftiş Kurulu Başkanlığı’nda çalışıyor” diyor.

50’si aktif toplam 200 kişilik bir ekipleri olduğunu söyleyen Yıldız Teknik Üniversitesi İşletme Kulübü Yönetim Kurulu Başkanı Şevket Barut da organizasyonlarına katılan öğrencilerin yaklaşık yüzde 60’ının daha mezun olmadan çalışacakları yerlerle iletişim kurduklarını ve iş alım sürecini başlattıklarını belirtiyor.

Kariyer günlerinde İK yöneticileriyle iyi ilişkiler kurduklarını belirten Uludağ Üniversitesi İK Topluluğu Yönetim Kurulu Başkanı Mert Çelik ise öğrenci oluşumlarında amatör ruhla profesyonel işler çıkarmanın keyfine vardıklarını söylüyor. “Hata yapmaktan korkmuyoruz ve rahat bir ortamda kendimizi geliştirme fırsatı buluyoruz” diyen Çelik, güvenlerinin de arttığını dile getiriyor.

İş dünyası öğrencileri destekliyor

Üniversite kulüpleri tarafından yıl içinde organize edilen etkinliklere katılan şirket temsilcileri de öğrencilerin kulüplerdeki çalışmasının önemli olduğuna inanıyor. İşe alımlarda kişinin eğitim başarısı, yetenekleri, kişisel hedefleri, şirket kültürüne uyumu ve deneyimleri gibi birçok etkeni dikkate aldıklarını söyleyen Turkcell Çalışan İlişkileri Yönetimi Bölüm Başkanı Meltem Kalender, “Öğrenci kulüplerinde sorumluluk alan kişiler zaman zaman farklı beceri ve deneyimleriyle ön plana çıkabiliyorlar” diyor ve ekliyor: “Üniversite kulüplerinde çalışmış gençlerin ilişki geliştirme, olaylara farklı açılardan bakabilme, takım çalışması, yenilikçi proje geliştirme ve liderlik konularında daha başarılı olduğunu düşünüyorum.”

İşe alım pastasının büyük bir bölümünün yönetici adaylarının (Management Trainee) oluşturduğunu dile getiren Unilever Türkiye İnsan Kaynaklarından Sorumlu Başkan Yardımcısı Lennard Boogaard ise üniversite öğrencilerinin işveren markalarının hedef kitlesi, kampusların da en temel mecraları olduğunu belirtiyor. “En inandığımız aktivitelere, öğrencilerden gelen görüşler ve geribildirimler sonucu yapmaya karar veriyoruz. Bu strateji doğrultusunda da öğrenci kulüpleri bizim iş ortaklarımız oluyor” diyor.

KULÜP BAŞKANLARI ANLATIYOR!

Onur ÖZTÜRK / Uludağ Üniversitesi İktisat Topluluğu Yürütme Kur. Bşk. Yrd.

“Mezun olmadan iş buluyoruz”

Birçok arkadaşımız iş dünyası ile kurmuş olduğumuz yakın temas sayesinde nerede çalışacaklarını bilerek mezun oluyorlar. İş bulmanın yanı sıra aramızdan kendi işinin temellerini atan mezun patronlar da çıkıyor. Zaten önemli olan bizim gibi genç bireylerin iyi bir girişimci olarak hayata atılmaları. Bunun bilincinde olan mezunlarımız bu düşüncenin daha iyi bir temele oturması için Genç Girişimciler Akademisi adı altında bir Avrupa Birliği projesi hazırladılar ve 80 bin Euro’luk bir hibe kazandılar. 100 arkadaşımız bu projeyle birlikte eğitildi ve yurtdışında staj imkanına kavuştu.

Burak SEMERCİOĞLU / Sakarya Üniversitesi Endüstri Mühendisliği Kulübü Genel Koord.

“İşadamları, üniversitelere sıcak bakıyor”

Kulübümüzü, iş dünyasıyla yakınlaştırmak adına bu yıl bir proje başlattık. “Deneyimli Endüstri Mühendisleri” adında toplam sekiz hafta ve dokuz konuşmacıdan oluşan seminerler dizisinde, üniversitemizde öğrenim görmüş ve iş dünyasına atılmış kişileri konuk edip, tecrübelerini paylaşmalarını istedik. Bu sayede konuk ettiğimiz iş adamlarının şirketlerini de yakından tanıdık. Seminerlerden oldukça memnun ayrılan konuşmacılarımız, katılımcılar arasından bir proje takımı oluşturulup kendi fabrikalarında görevler verebileceklerini ve staj gibi konularda bizlere öncelik tanıyacaklarını söylediler.

Gülşah USLU / Anadolu Üniversitesi Marketing Anadolu Kulübü Başkan Yrd.

“İş dünyasının demosuyuz”

Kulübün tüm üyeleri ilk önce “organizasyon ve ekip çalışması nasıl yapılır, bir aksilik veya kriz ortamında nasıl çözümler bulunur” konularını öğreniyor. Yıl içinde yaptığımız iki büyük organizasyon “Sıfırın altında marketing” ve “Kampusta marketing” de iki gün sürüyor ve konuşmacılarımız gün boyunca sadece sahnede değil, kahve aralarınızda da bizimle beraber oluyorlar. Bu molalarda hepsiyle sohbet etme ve özgeçmişlerimizi onlara bizzat verme şansını yakalıyoruz. Ayrıca iş dünyasında bizleri nelerin beklediği konusunda bütün sorularımızı sorarak fikir sahibi olabiliyoruz.

Başak BAKIR / ODTÜ İşletme Topluluğu Yön. Kur. Başkanı

“Tecrübe ediniyoruz”

Topluluğumuzun profesyonel hayatın bir simülasyonu olduğunu düşünüyoruz. Düzenlediğimiz aktivitelerde görev alan öğrenciler organizasyonun her aşamasında neler yapıldığını gözlemleme ve aktif olarak görev alma şansına sahip oluyor. Bu sayede de birçok alanda kendilerini geliştirme fırsatı yakalıyorlar. Öğrenciler, üst düzey isimlerle bire bir görüşürken ve onları aktivitemize katılmaları için ikna etmeye çalışırken konuşma ve ikna kabiliyetlerini geliştirme fırsatı buluyorlar. Ayrıca aktiviteler esnasında çıkabilen kriz anlarında da anında karar vermek ya da insiyatif alabilmek gibi iş hayatında kendilerine çok lazım olacak birçok özelliklerini geliştirebiliyorlar.

Selçuk BAYMAZ / Ankara Üniversitesi Mülkiye Kamu Çalışma Topluluğu Bşk.

“Aktif çalışıyoruz”

Topluluk olarak 2008 – 2009 eğitim öğretim sezonunda 160 öğrenciye kamu kurum ve kuruluşlarında staj imkanı sağladık. Her biri dörder gün süren İstanbul ve Muğla gezilerimizde farklı alanlarda çalışan mülki amirler ile öğrencileri bir araya getirdik. İş dünyası ile gerçekleştirilen sıkı ilişkiler ve yapılan ortak çalışmalarla öğrenciler sektörleri daha iyi tanıyarak önemli bir deneyim kazanıyorlar. Bu da iş hayatına daha çabuk adapte olmalarını sağlıyor.

Hande BAKANOĞULLARI / ODTÜ Verimlilik Topluluğu Halkla İlişkilerden Sorumlu Yönetim Kur. Üyesi

“Hızlı ve doğru karar vermek önemli”

Yüze yakın aktif üyemizin olduğu topluluğumuzda, “Yönetim ve mühendislik günleri” ve “Çözüm sende!” adlı ulusal çapta katılım aldığımız organizasyonlar düzenliyoruz. Üyelerimiz de zamanla organizasyon yapmak, doğru iletişim kurmak, insiyatif alabilme, iş bitiricilik, çabuk ama doğru karar verebilme yetilerini kazanıyorlar. Bu sebeplerden dolayı da kulüpten yolu geçen arkadaşların iş bulma konusunda daha şanslı olduklarına inanıyorum.

YARIŞMA SONUÇLARI

İş ve Kariyer Kategorisi

1- Orta Doğu Teknik Üniversitesi İşletme Topluluğu
2- Yıldız Teknik Üniversitesi Kalite ve Verimlilik Kulübü
3- Uludağ Üniversitesi İnsan Kaynakları Topluluğu

Spor Kategorisi

1-Bilkent Üniversitesi Bilkentli Aslanlar Kulübü
2-Orta Doğu Teknik Üniversitesi Sualtı Sporları Topluluğu
3- Dumlupınar Üniversitesi Dağcılık Kulübü

Sanat Kategorisi

1- Selçuk Üniversitesi YardımlaşaRock ve Kültür Topluluğu
2-Yeditepe Üniversitesi Tiyatro kulübü
3- Yıldız Teknik Üniversitesi Dans Kulübü

Düşünce ve Genel Kültür Kategorisi

1- Başkent Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası ilişkiler Topluluğu
2- Süleyman Demirel Üniversitesi Atatürkçü Düşünce Topluluğu
3- Selçuk Üniversitesi Gümüşkepçe Öğrenci Topluluğu

Sosyal Sorumluluk Kategorisi

1- Boğaziçi Üniversitesi Sosyal Hizmet Kulübü
2- Abant İzzet Baysal Üniversitesi Özel Eğitim Topluluğu
3- Doğu Akdeniz Üniversitesi Arama ve Kurtarma Topluluğu

Bilim ve Teknoloji Kategorisi

1- Yıldız Teknik Üniversitesi IEEE Kulübü
2- Sabancı Üniversitesi Robot Kulübü
3- Bilkent Üniversitesi IEEE Öğrenci Kolu

Türkiye de eşcinsel olmanın adı yok

Perşembe, 29 Ekim 2009

Eylül ayında, New York’ta lezbiyen, gey, biseksüel ve transseksüellere yönelik bir kariyer fuarı düzenlendi. Sloganı “Çalışmak için açıkla (Out to work)” olan fuarda tam 41 şirket ‘çeşitliliği (diversity)’ desteklediğini cümle aleme ilan etti. Organizatörlüğünü Gay Center ve Greenwich Village – Chelsea Ticaret Odası’nın üstlendiği fuarın sponsorlarından bazıları ise şöyle sıralanıyordu: Johnson & Johnson, Novartis, Pfizer, PepsiCo…

Şimdiye kadar bu fuar sayesinde kaç kişinin işe alındığı net olarak bilinmese de etkinliğin eşcinsel ve transseksüellerin istihdama katılmaları noktasında atılan ciddi bir adım olduğu kesin. Dünyanın pek çok ünlü şirketinin önde gelen markalarıyla destek verdiği bu organizasyonun gerçekleşebilmesinde Amerikan kültürünün çeşitliliğinin yanı sıra ülkenin hukuk sisteminin de etkili olduğu aşikar. Bu ülkedeki yasalara göre iş görüşmelerinde işveren, hiç kimseye cinsel kimliğini soramaz, işe alımlarda cinsel yönelime göre karar veremez, işten çıkartmalarda eşcinsellik bir kriter olarak kullanılamaz. Çünkü tüm bunlar, doğrudan ayrımcılığa girer ve insan haklarıyla bağdaşmaz.

ABD, gey nüfusun toplumun her alanında aktif rol alabilmek, haklarını savunabilmek ve daha insanca bir yaşama kavuşabilmek için ciddi mücadele verdiği ülkelerin başında geliyor. Bu yüzden de tüm dini, milli ve ırksal azınlıklar gibi geyler de burada pek çok ülke vatandaşına göre göreceli olarak daha iyi konumda. 2005-2006 yıllarını kapsayan bir araştırmaya göre Amerika’da 8.8 milyon gey var. Bu rakam yaklaşık olarak ülkenin toplam nüfusunun yüzde 3’üne denk geliyor.

Eşcinsellerin sayısı ve nüfusa oranları konusunda kesin veriler yok. Bu konu üzerinde çalışan Epstein’in “A Queer Encounter: Sociology and The Study of Sexuality (Eşcinsel Mücadele: Cinselliğin Sosyolojisi)” adlı makalesindeki verilere göre dünyadaki erkek nüfusunun yüzde 37’si gey. Ancak bu rakama hayatında en az bir kere eşcinsel deneyim yaşamış kişiler de dahil edilmiş. Yine de oldukça abartılı bir rakam gibi gözüküyor.

İki milyon eşcinsel

Şimdi odağımızı yeni dünyadan eskiye, Avrupa ve Orta Doğu eksenine çevirelim… İran Cumhurbaşkanı Mahmut Ahmedinejad’ın açıklamalarından biliyoruz ki bu ülkede eşcinsellik diye bir ‘sorun’ olmadığı için gelelim Türkiye’ye…

Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Görevlisi ve Uluslararası Lezbiyen ve Gey Birliği (ILGA) eski Genel Sekreteri Kürşad Kahramanoğlu’nun hesabı da biraz ‘kabarık’ gözükse de bu konuda yetkin bir ağızdan geldiği için üzerinde konuşmaya değer: Türkiye’de ‘tahminen’ yedi milyona yakın eşcinsel olduğunu belirten Kahramanoğlu, transseksüel ve travestilerle birlikte bu rakamın 10 – 15 milyona yaklaştığını iddia ediyor. Biz yine de ABD’nin yüzde 3’lük oranını alır Türkiye’ye uyarlarsak, yuvarlak hesap iki milyonluk bir eşcinsel azınlıktan bahsediyoruz demektir ki, hiç de küçümsenemeyecek bir rakam!

Oysa ülkemizde cinsel yönelimi nedeniyle bir türlü maç yönetme görevi alamayan futbol hakemi Halil İbrahim Dinçdağ ile başlayan “eşcinsellik ve iş dünyası” eksenli tartışma, tırmanarak devam ediyor. Konu, futboldan sonra polis teşkilatı içindeki eşcinsel eğilimlerin ve ilişkilerin ortaya çıkmasıyla kamuoyu gündemine iyice oturmuş oldu.

Erzincan, Karabük ve İzmir polis teşkilatlarında, eşcinsel ilişkileri saptanan bazı memur ve yöneticiler ya işlerinden oldular ya da açığa alındılar. Bu skandalların ardından kafalarda pek çok soru işareti kaldı. Görevi kötüye kullanmak ve iş yerinde cinsel istismarla, eşcinsellik yüzünden işinden olmak/işe alınmamak arasında büyük fark olduğu kesin. Ancak kamuoyu bu kararların arkasında gey fobisi mi yoksa disiplin suçlarımı var tam bilmiyor.

Türkiye’de eşcinsel polisler hakkında disiplin işlemi yapılırken merkezi Londra’da bulunan Gay Police Association (Gey Polis Birliği) üyeleri kimliğini gizlemekten hiç çekinmiyor. Hatta başkan ve yönetim kurulu üyeleri gey ve lezbiyenlerden seçilen bu birlik, bütün AB ülkelerinde de temsil ediliyor.

Cinsel kimlik ve iş dünyası

İşte tüm bu gelişmeler, gözleri, Türkiye’deki eşcinsellerin istihdam sorunlarına çeviriyor. Türkiye’de eşcinsel olup da hakem, polis, öğretmen veya asker olmak ya da banka gibi bir finans kuruluşunda, büyük sanayi şirketinde vs. çalışmak oldukça zor. Toplum eşcinsellerin yalnızca moda, medya, reklam, iletişim gibi dallarda ve ancak sanatın bazı alanlarında varlık göstermesine ‘tahammül’ edebiliyor. Bu tür bir cinsel yönelimi, ‘hastalık’ olarak nitelendirenlerin ve eşcinsellerin yakınında bile olmasına tahammül edemeyenlerin sayısı da hiç de azımsanamayacak düzeyde.

Oysa gelişmiş ekonomilerde ‘çeşitlilik (diversity)’ üzerinde ciddiyetle durulan bir kavram. Araştırmalar ve iş dünyası pratiği gösteriyor ki bugünün şartlarında başarılı olabilmenin yolu, çalışan çeşitliliğini artırarak geniş bir yetki ve yetenek setiyle rekabet etmekten geçiyor. Söz konusu çeşitliliğin içine –elbette- eşcinsel iş gücü de dahil.

Görmezden geliniyor

Bu tablo her yerde karşımıza çıkıyor. Eşcinsellerin iş yaşamındaki yeri konusunda görüşüne başvurduğumuz şirket yöneticilerinden yanıt almamız bile mümkün olmadı. “İş yoğunluğu”, “aşırı hassas konu”, “azınlık uygulamalarımız yok” tarzında bahanelerle “haberimizde yer almak istemediklerini” belirttiler.

Bir de en çok karşılaştığımız cevap, “bu konuda görüş verebilecek kişi şu an yurtdışında” oldu. Ne yazık ki aralarında çeşitlilik politikalarıyla övünen ve New York’taki fuarı destekleyen/katılan çokuluslu şirketler de var: Johnson & Johnson, Novartis, PepsiCo, Pfizer ve IBM Türkiye ofisleri bu şirketlerden sadece birkaçı.

Homofobik patronların bahanesi kriz

Peki Türkiye, eşcinsel işgücü açısından hangi noktada? Türkiye’de eşcinsel yönelimi olduğunu saklayanlar çoğunlukta olsa da bu konuda açık davrananlar da yok değil. Saklamak kadar söylemek de eşcinsellere acı veriyor. Zira patronların ve çalışma arkadaşlarının aşağılayıcı tavırları ve ezici bakışları altında mesai sürdürmek oldukça zor. Ancak herkes gibi onlar da yaşamak için çalışmak zorunda. Bu yüzden de pek çok aşağılayıcı söze kulaklarını tıkamak durumunda kalıyorlar.

Kaos Gey ve Lezbiyen Kültürel Araştırmalar ve Dayanışma Derneği’nin (Kaos GL) websitesinde yayımlanan bir habere göre İstanbul’da yaşayan 29 yaşındaki N. Efes rumuzlu bir eşcinsel, iş yerinde herkese gösterilen saygıdan mahrum kaldığını anlatıyor: “Sokaktaki yabancının dahi gösterebileceği bir saygı görmüyorum. Müşterilerin yanında küçük düşürülüyorum. Başarım baltalanıyor.”

Ekonomik kriz ise eşcinsellerin iş yerindeki mevcut durumlarına tuz-biber ekmiş durumda. Çünkü işe aldığında karşısındaki kişinin eşcinsel olduğunu bilmeyen patronlar, bu gerçeği öğrendiklerinde ya da fark ettiklerinde krizi bahane ederek ilk onların işine son vermekte gecikmiyor. Yine Kaos GL’de yayımlanan röportajda, dokuz yıldır çalıştığı yerel gazete ve haber ajansından ‘kriz sebebiyle’ çıkarılan bir eşcinsel, “homofobik patronumun kurbanı oldum” diyor: “Her fırsatta odama gelip eşcinselliğimi belli etmemem gerektiğini, oranın ciddi bir iş yeri olduğunu söylüyor, bağırıp çağırıyordu. Maaşımda abartılı kesintiler de oluyordu” diye devam ediyor. İşinden eşcinsel olduğu için çıkarıldığına inanan bu kişi, iddiasını da şöyle temellendiriyor: “Benden sonra o iş yerinden hiç kimse çıkarılmadı. İşten ayrıldıktan bir hafta sonra da yerime başka bir kadın alındı.”

“İnsan haklarının hiyerarşisi olamaz”

“Kürt açılımı yapmaya çalışılıyor ama eşcinseller konusundaki ayrımcılık görmezden geliniyor” diyen Kürşad Kahramanoğlu konunun öncelikle bir insan hakkı olduğunun kabul edilmesi gerektiğini vurguluyor: “Bu geniş azınlığı yok saymak, Türkiye’nin kaybıdır. İnsanları işe yaramaz hale getiriyorlar. Fuhuş yapmalarından şikayetçiler ama iş de vermiyorlar” diyor ve ekliyor: “Hükümetin öncülük yapıp eşcinsellere, transseksüel ve travestilere karşı ayrımcılığı önleyecek kanunlar çıkarması ya da mevcut kanunlarla bu ayrımcılığı önlemesi lazım!”

Aslında şu anda kamu ve özel sektörde milyonlarca eşcinsel çalışıyor. Ancak toplum baskısından ve işlerini kaybetmekten çekindikleri için bu gerçeği saklamak zorunda kalıyorlar. Transseksüel ve travestilerin durumu ise daha farklı. Zira fiziksel bir değişime uğradıklarından kendilerini gizleme şansları bile yok. Toplumdaki genel kanıya göre onlar, doğaya karşı geliyor. Hatta öyle ki bir alanda eğitimli ya da yetenekli olabilecekleri bile düşünülmüyor. İş vermek bir yana sokakta dahi gördüklerinde aşağılayıcı bakışlarını ve alaycı gülümsemelerini eksik etmiyorlar. Sonuçta da onlara tek ekmek kapısı olarak fuhuş kalıyor.

Ayrımcılık ilanlardan başlıyor

Sabah Gazetesi Ekler Yazı İşleri Müdürü Murat Çelikkan da, Kahramanoğlu ile aynı görüşte. Hayatın her alanında cinsel kimliği ve cinsel eğilimi nedeniyle bir kişiye farklı muamele etmenin ırkçılıkla eşdeğer tutan Çelikkan, bu durumun insanların demokrasiyi hazmedip hazmetmemeleriyle ilgili olduğunu söylüyor. “Türkiye’de hala İK eklerinde herhangi bir Avrupa ülkesinde doğrudan ayrımcılık olarak vurgulanabilecek eleman ilanları çıkıyor. Hostes olarak kadınlar ya da belli işlere askerliğini bitirmiş erkekler aranıyor” diyen Çelikkan, kişinin cinsel kimliğinin hiçbir zaman bir işin önüne geçemeyeceğini ve iş verme kriteri olamayacağının altını çiziyor.

Türkiye’deki gey, lezbiyen ve biseksüellerin sosyal hayatta ve iş dünyasında uğradıkları ayrımcılığa yönelik ciddi çalışmalar Kaos GL, bir süredir Almanya Büyükelçiliği’nin desteklediği bir proje yürütüyor. “Çalışma hayatında cinsel yönelimden kaynaklı ayrımcılıklar” başlığı altında yürütülen projede yer alan Özge Gökpınar, eşcinsellerin iş hayatında yalnız olduklarını vurguluyor. Proje dahilinde geçtiğimiz temmuz ayında başladığı anketi tamamlamaya çalışan Gökpınar, şimdiye kadar Türkiye genelinde 40 lezbiyen, gey ve biseksüel çalışanla görüşmüş. Hedefi ise 100 lezbiyen, gey ya da biseksüel çalışana ulaşmak, onların tanıklıklarıyla bir rapor hazırlamak.

Katılımcıların yaşlarının 20 ila 41 arasında değiştiğini belirten Gökpınar, bu kişiler arasında en çok öğretmen ve akademisyenlerin bulunduğunu söylüyor. Diğer kişilerin ise mühendis, teknik eleman, grafiker, güvenlik görevlisi, psikolog, banka çalışanı ve yönetici pozisyonunda olduklarını anlatıyor: “Ankete katılanların çoğu, cinsel yönelimini işyerinde saklamayı tercih ediyor. Bunun nedenlerini de işini kaybetmekten korkma, hakkını nasıl arayacağını bilememe, yükselmesinin engellenmesi, statü kaybetme korkusu, istifaya zorlanma, taciz ve aşağılanma olarak sıralayabiliriz.”

Sorulara yanıt verenlerden çoğunun ise herhangi bir sivil toplum kuruluşuna veya Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Travesti ve Transseksüel (LGBTT) derneklerinden birine üye olduğu söyleyen Gökpınar, çalışanların örgütlü mücadeleye ve aktivizme olan inancının yüksek olduğunun altını çiziyor.

Eşitlik uygulamada zayıf

Konunun hukuki boyutunu değerlendiren İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku Uzmanı Avukat Cüneyt Danar ise 4857 sayılı İş Kanunu’nda eşcinseller, travestiler ya da transseksüellerin istihdamına yönelik özel bir düzenleme bulunmadığını söylüyor.

Konunun cinsiyet kavramı dahilinde “Eşit davranma ilkesi” başlıklı 5’inci madde kapsamına girdiğini belirten Danar, “İş Kanunu’nun 5’inci maddesinin birinci fıkrasında, iş ilişkisinde cinsiyet ve benzeri sebeplere dayalı ayrım yapılamayacağı, işverenin esaslı nedenler olmadıkça ya da biyolojik veya işin niteliğine ilişkin sebepler zorunlu kılmadıkça bir işçiye iş sözleşmesinin yapılmasında, şartlarının oluşturulmasında, uygulanmasında ve sona ermesinde cinsiyet nedeniyle doğrudan veya dolaylı farklı işlem yapamayacağı, aynı veya eşit değerde bir iş için cinsiyet nedeniyle daha düşük ücret kararlaştırılamayacağı düzenlenmektedir” diyor.

Yani bu maddeyle, iş görüşmesine gelen birinin işe alınmama sebebinin, cinsel yönelim olması yasaklanmış durumda. Ayırımcılığın yapılması ise tazminatla müeyyidelendirilmiş. Buna göre işçi, iş mahkemesinde açacağı tazminat davasıyla dört aya kadar ücreti tutarında tazminat kazanabiliyor. Ayrıca ayrımcılık nedeniyle yoksun bırakıldığı haklarını da talep edebiliyor. Ancak Danar, ülkemizde tazminat hukukunun Avrupa ya da Amerika düzeyinde gelişememesi nedeniyle böyle bir davanın sonucunu kestirebilmenin mümkün olamayacağını söylüyor.

Türkiye’deki manzara bu. Ancak eşcinsellerin uğradığı ayrımcılığa yönelik yasalarımızda özel bir düzenleme olsa bile bu konuda fazla bir yol kat edebileceğimizi beklemek yersiz görünüyor. Zira sıkıntılarını anlatmaları için mikrofon uzattığımız Lambda İstanbul LGBTT Dayanışma Derneği üyeleri bile bu konuda bizimle konuşmak istemedi. Onlar bu konuda suskun kalırsa, örgütlü hareket ederek sıkıntılarını dile getirmezse devlet gerekli düzenlemeleri yapsa bile bu çaba, çözüm için yeterli olmayacaktır. Bakınız Amerika…

Tim BRIGHT / One World Consulting Yönetici Ortağı

Şirketler kültürün aynası

Bir toplum eşcinselliğe açık değilse bu, iş kültürüne de yansıyor. Üst düzeyde kalifiye eleman bulmakta zorlanan sektörler çeşitliliğe önem veriyor. Bunu özellikle gelişmiş teknoloji şirketleri, bazı bankalar ve medya sektöründe görüyoruz. Tüketiciye yönelik sektörler ise bütün segmentlere ulaşmak için kadrolarında farklı dil, din, ırk ve cinsiyetteki kişilere yer veriyor. Azınlık grupları bir sorun değil, fırsat olarak görüyorlar. Doğru stratejilerle de çeşitliliği avantaja çevirmeyi başarıyorlar.

Ali EROL / Kaos GL Temsilcisi

Eşcinsel hakları, sendikal haktır

Çalışan eşcinseller işini kaybetme korkusuyla, çalışmayan veya işsiz olanlar da iş bulamama korkusuyla ‘görünmezliklerine’ devam ediyor. Çalışanlar kendi hayatlarına sahip çıkamadıkları gibi sendikalar da eşcinsel haklarının sendikal haklar olduğu gerçeğini görmezden gelmeyi tercih ediyor. Son yıllarda ise DİSK ile KESK, cinsel yönelim ayrımcılığının kabul edilemez olduğunu, çalışma hayatındaki bu ayrımcılığa karşı eşcinsel örgütlerinin taleplerini kendi sivil anayasa taleplerine ekledi. Artık sendikaların görevlerinden biri de mevcut iş yasasının bir an önce değişmesi için mücadele etmek olmalı.

Şarap içip para kazanıyorlar

Perşembe, 29 Ekim 2009

En yoğun zaman bağ bozumu

Şarap deyince Türkiye’de ilk akla gelen şirketlerden biri olan Kavaklıdere’nin şarap uzmanı Burak Demirel ile bir iş gününü birlikte geçirdik. Sözleştiğimiz gibi perşembe sabahı Nişantaşı’ndaki Kırıntı Cafe’de buluştuk. Meslekte çok daha yeni olan Didem Tanrıdağlı da bize eşlik etti. Burak Demirel söze bir şarap uzmanının bir yıllık iş planını aktararak başladı. Bir şarap uzmanı için bağ bozumu zamanı yılın en kritik ve en yoğun dönemi. Her yıl aşağı yukarı 15 Ağustos ve 15 Eylül arasını kapsayan bağ bozumu döneminde fabrikalar üç vardiyalı olarak günde 24 saat çalışıyor ve şarap uzmanları gece sabaha karşı fabrikadan çıkıyor. Peki bir uzman bunun dışındaki zamanında neler yapıyor?

Yılın diğer bölümünün eğitim, şarap kontrol, tadım ve gurme yemekleri gibi başlıklara ayrıldığını ifade eden Demirel, “Yılın devamında da bu işlere yöneliyoruz. Her birine bir gün ayırsanız hafta bitiyor zaten“ diyor. Bizimle buluştuğu günü eğitime ayıran Demirel’le, üç farklı mekanı ziyaret edeceğiz. Birinci adresimiz Nişantaşı’ndaki Kırıntı restoran, ikincisi Metro City’deki K Zone, üçüncüsü ise yine Nişantaşı’ndaki Cafe Zanzibar. Plan doğrultusunda ilk olarak Kırıntı’ya gidip ikinci katına çıkıyoruz. Demirel burada sayısı 15’i bulan garson çalışanlara yeni ürünleri Primeur’un tanıtımını yapıyor. Kırk beş dakika kadar süren eğitimde bu şarabın tadını, rengini, hangi yemeklerle birlikte önerileceği gibi temel bilgileri aktarıyor. Garsonların sorularını yanıtlıyor.

Mesai saatleri dışına taşabiliyor

Demirel’in Kırıntı’daki işi bittikten sonra beraberce Metro City’ye doğru yola çıkıyoruz. Demirel, K Zone’da bu sefer tüm ekibe değil sadece bir kişiye yeni ürün hakkında bilgi veriyor. Eğitimlerin genellikle iş saatleri içinde verildiğine dikkat çeken Demirel, “Bugünkü durum farklı zamanlarda ve yerlerde tekrarlanabiliyor. Restoran ve eğlence merkezlerinin yoğunluğuna dikkat ederek eğitim zamanımızı belirlesek de böyle anlık değişikliklere uymamız gerekiyor” diyor.

Kısa bir sohbetin ardından K Zone’dan çıkıp yine Nişantaşı’na gitmek için yola çıktık. Cafe Zanzibar’daki eğitime ise yedi kişi katıldı ve yarım saat sürdü. Normalde bir saat kadar sürmesi planlanan eğitim geç başladı ve akşam üstü müşterilerin geleceği için de saat 17:00’de tamamlandı. Sohbetimiz esnasında Türkiye’deki garsonların işini bir meslek olarak görmediğinin altını çizen Demirel, “Onları şarap kültürü ve sunumuyla ilgili olarak bilgilendirmemiz gerekiyor ama servis hizmeti veren yerlerin yoğunluğu bunu zorlaştırabiliyor“ diyor.

MESLEĞE NASIL ADIM ATTI?

“Hoca kanıma girdi“

1972 yılında doğumluyum. İtalyan Lisesi’nden mezun oldum. Mesleği seçmemde lise son sınıfta Ancona Üniversitesi Gıda Mühendisliği Bağcılık ve Şarap Mühendisliği Bölümü’nden bir uzmanın Türkiye’yi ziyaret etmesi etkili oldu. Okul müdürümüz Sergio Galassi’nin 10-15 günlük Türkiye ziyaretinde beni onunla eşlik etmek için görevlendirdi. Akşama kadar beraber davetlere gidiyor, farklı şaraplar içiyorduk. Tabii ki 19 yaşında bir genç için çok güzel bir ortamdı ve kanıma giriyordu. Yine böyle bir davette bana “Benimle İtalya’ya gel, seni şarap uzmanı yapalım“ dedi. O güne kadar böyle bir şey düşünmüyordum. Çünkü şarap bizim için bir içkiydi. Bunun için üniversitede bir bölüm olması ve şarap uzmanlığını meslek olarak kabul etmek kolay değildi. Sene sonunda kararımı verdim ve Ancona Üniversitesi Gıda Mühendisliği Bağcılık ve Şarap Mühendisliği Bölümü’ne (enoloji) kayıt yaptırdım.

Okulun ilk günü de doğru yerde olduğumu anladım. Sınıfa girdiğimde içeride altı kız vardı ve tek erkek bendim. Gece dua edip yatsam herhalde böyle bir sınıfa düşemezdim. Beş yıllık okul dönemi çok zevkli idi. Sınıf güzeldi, dersler zevkliydi. Düşünsenize normal bir bölümde bir konuyu anlamazsanız tekrar çalışmanız gerekir bizde ise şarabı tanımazsanız tekrar tekrar içmelisiniz. Böyle bir üniversite hayatı kaç kişiye nasip olur. Okulu bitirdikten sonra 1997 yılında Colonnara şarap firmasında 1998 yılında ise Fattoria Della Terraze’da çalıştım. 1998 sonunda Türkiye’ye döndüm. 1999 yılından bu yana da Kavaklıdere’de şarap üretimi ve eğitim bölümünde şarap uzmanı olarak çalışıyorum.

ZEVKLİ VE ZOR TARAFLARI

Eğlence sektörünün içinde olmak çok güzel. İtalya’dan Türkiye’ye döndüğümde bir akşam dışarı çıksam nereye gidebilirim diye düşünüyordum. Ama işe başladıktan bir yıl sonra her yeri öğrendim. Şimdi ne nerede yenir, kaç yenir hepsini biliyorum. Ayrıca insanlar gazetelerden televizyonlardan yeni açılan bir mekanla ilgili bilgi alırken siz oraya gidip çoktan keşfetmiş oluyorsunuz. Bunun dışında haftada iki üç gece dışarıda oluyorsunuz. Bir yandan çalışırken bir yandan da eğleniyorsunuz. Tabii sabah işe gitmeniz gerekiyor. Ayrıca yurtdışına çıkıyorsunuz ve sık sık şehir dışındaki eğitimlere katılıyorsunuz. Kuşkusuz yoğun bir temposu olan bir iş.

Örneğin birçok insan hafta sonları dışarı çıkmaya, içmeye ve eğlenmeye gidiyor. Bense evde oturup dinlenmeyi tercih ediyorum. Ayrıca özel hayatınızda da bu yaşantınızı anlayışla karşılayabilecek birisini bulmanız kolay olmuyor. Bu gece dışarı çıkalım dediğinde siz zaten bir yere davetli oluyorsunuz ve bunu karşınızdakine anlatmanız çok kolay değil. Türkiye için şarap kültürü ve uzmanlığı yeni bir alan. Mesleğimi severek yapıyorum. Bu işi meslek olarak seçmek isteyenlere de öneriyorum.

Genellikle taksi kullanıyor

Burak Demirel’in bir otomobili yok. Şişli’de oturan Özdemir, evinin hem şehir merkezinde olması hem de mesleği nedeniyle araç kullanmayı tercih etmiyor. Gün içerisinde üç ya da dört farklı mekana gidebildiğine dikkat çeken Demirel sözlerine şöyle devam ediyor: “Sabahtan akşama kadar şarap tadımı ve kontrolünün içinde olduğum için araba kullanmak çok mantıklı gelmiyor. Üstelik düşünün gün içerisinde araba kullansam ve birisi gelip bana çarpsa bile durum benim aleyhime. Trafik memuru zabıt tutmak için alkol testi yaptığında bu testten çıkmak hiç de kolay olmaz. Ve ben bugün arabayı kullanayım, içmeyeceğim diye evden de çıkamıyorum. Çünkü bir an geliyor içmek zorunda kalıyorsunuz. Bu yüzden bir araba almıyorum. Taksiyi ya da metroyu kullanıyorum. Bazen de şirketten arkadaşlarımız beni gideceğim yere götürüyor.”

İŞ ÖZEL YAŞAM DENGESİ

“Mesai saatleri dışında içmiyorum”

Bizim amacımız içmek değil. Bizim bir işimiz var ve bunun için tadım yapıyoruz, eğitim veriyoruz. Bize hem içiyor hem de para kazanıyorlar diye bakanlar var. Bunun bir meslek olduğunu da insanların görmeleri gerekiyor. Mesela insanlar mesai saatleri dışında ya da tatillerde içki içmeyi tercih ediyor. Bense mesai saatleri dışında içmemeye çalışıyorum. Tatillerde de aynı şekilde içkiden uzak durmak için gayret gösteriyorum.

Hafta sonu evden çıkmıyorum

Didem Tanrıdağlı’da sekiz ay önce Burak Demirel ile çalışmaya başlamış. İşin zevkli ama çok yorucu olduğuna dikkat çeken Tanrıdağlı, “Mesela Laila’da bu yaz sabahtan akşama kadar güneşin altında pişiyorduk. Tabii akşam arkadaşlarımız arıyor gel biraz dolaşalım diyor. Onlarla dışarı çıkmamız kolay olmuyordu. Ben de Burak gibi akşamları ya da hafta sonlarını evde dinlenerek geçirmeyi tercih ediyorum.

CocoCola Türk çalışanlarının Sırrı

Perşembe, 29 Ekim 2009

Yurtdışında top koşturan futbolculara, teknik direktörlere, binlerce kişiyi kendine hayran bırakan doktorlara alışmıştık da, Muhtar Kent Coca Cola’nın en tepesine oturunca sanki başka bir gevşeme oldu yüzümüzde. Bu denli “liderlik” becerilerinin rekabette olduğu bir alanda Türk yöneticinin ipi göğüslemesi çok alışkın olmadığımız bir durumdu ne de olsa… Ama Coca Cola’nın uluslararası yapısına bakıldığında zirveye doğru tırmanan daha fazla Türk yönetici olduğunu görüyoruz. Şirketin faaliyet gösterdiği on ülkeden yedisinde genel müdür koltuğunu Türk yöneticiler dolduruyor. Peki neden? Türkiye’de bulunan onlarca uluslararası şirket arasında, neden Coca Cola’da Türkler bu kadar “top” seviyeye yükseliyor? Bu, şirketin bakış açısından mı yoksa Türk yöneticilerden mi kaynaklanıyor?

Avrupa’nın dördüncü büyük pazarı

Coca Cola Türkiye Bölgesi Başkanı Hüseyin Akın’a göre her iki şık da sorunun doğru yanıtını içeriyor. Türk yöneticilerin kişilik özellikleri de şirkette uygulanan lider yetiştirme programlarının başarısı da önemli faktörler. Akın kişilik özellikleriyle ilgili şunları söylüyor: “Diğer ülkeleri de dolaştığınızda görüyorsunuz ki, Türk yöneticiler daha girişimci ve ortama kolay uyum sağlayan esnek kişiliğe sahip. Bilgi birikimlerini ortama göre uyarlayabiliyorlar. Bu, özellikle bizim bulunduğumuz Avrasya coğrafyasında çok önemli bir kriter.”

Diğer taraftan Coca Cola’nın gerçek anlamda bir global yönetim yapısı içerdiğine de vurgu yapıyor Akın. 2000’den bu yana şirketin başında Amerikalı bir CEO’nun bulunmamasını örnek gösteriyor ve hemen ekliyor: “Bu yapı içinde Türkiye’nin son altı yılda gerçekleştirdiği müthiş performansı da unutmamak lazım. Tüm ülkeler içinde 12’nci sıraya yükseldik. Avrupa’da dördüncüyüz, Rusya ve Hindistan gibi büyük pazarların önünde yer alıyoruz.”

Üst yöneticilerin yüzde 80’i içerden

Coca Cola Türkiye’de altı yıldır uygulanan “Yetenek Yönetimi Programı”nın başarısına da vurgu yapıyor Akın. “Şu anki üst düzey yöneticilerin yüzde 80’i burada çekirdekten yetişmiştir” diyor. Coca Cola usulü yetenek yönetimi programı ise şöyle çalışıyor: Satış şefi, mühendis, yardımcı uzman gibi pozisyonlarda çalışanlar şirketin odaklandığı ve yatırım yaptığı grubu oluşturuyor. Bu kişiler bir değerlendirme sürecinden geçiriliyor. Belli performans puanlama sistemi var. Burada başarı gösterenler, hem potansiyel hem de performans olarak yüksek puan alanlar, kişisel gelişim ve eğitim programlarıyla destekleniyorlar. Bunun yanı sıra CCİ Kampus adında bir portal var. Burada e-eğitim alıyorlar. Ayrıca şirket içinde 10 kişilik bir eğitim kadrosu var. Yine kişisel gelişim, pazarlık yapma becerileri gibi alanlarda eğitim veriliyor.

Ayrıca yine şirket içinde Satış Akademisi faaliyet gösteriyor. Burada potansiyeli yüksek ve şirkette bir yıldır şef, yardımcı uzman gibi pozisyonlarda çalışan kişiler bir haftalık satış eğitiminden geçiriliyor. Yılda iki-üç kez gerçekleşen akademi programlarına 20’şer kişi katılıyor.

“Kadınlara pozitif ayrımcılık yapıyorum”

Coca Cola’ya satış altyapısından katılan Hüseyin Akın için, Satış Akademi’ndeki yönetici adaylarıyla zaman geçirmek çok önemli. Bu nedenle her programda mutlaka katılımcılarla bir akşam yemeği yiyerek, o gecesini yönetici adaylarına ayırdığını söylüyor. Ve şunları anlatıyor: “Ben bu yemeklere ‘atış serbest’ diyorum. Gece yarısına kadar onlarla kalıyorum. Neler yaptıklarını anlatıyor, sormak istedikleri her şeyi soruyorlar. Bu eğitimde olmayan, bir bakıma sosyalleşme ve motivasyon seansı oluyor. Onlara moral veriyor. Bana da büyük bir enerji. Şarj olduğumu hissediyorum. Satış ekibinde bayan çalışan sayısı az olduğundan, onları özellikle destekliyorum. Kadının her türlü sürece eşit oranda katılması gerektiğine inandığımdan pozitif ayrımcılık yapıyorum.”

Her yöneticinin yedeği var

Belli pozisyonlardaki çalışanlara uygulanan değerlendirme sürecinden, bir yedekleme planı çıkarılıyor Coca Cola’da. Bunun için çalışanın, hem performans hem de potansiyel çizelgesinde tepe noktasına çıkması gerekiyor.

Hüseyin Akın, bugün itibariyle şirket içinde her yöneticinin yüzde 90 oranında fiili yedeği bulunduğunu söylüyor. Ayrıca her yöneticinin üç yıl sonrası için de bir yedeği var.

Mutlu olma taktikleri

Perşembe, 29 Ekim 2009

1. Kişisel problemlerinizi kişisel tutmaya özen gösterin: Kişisel meselelerinizle fazlaca uğraştığınız zaman işinize konsantre olmakta ve mutlu olmakta güçlük çekersiniz. Hiç kimsenin kişisel yaşamı tamamıyla problemsiz olamaz, öncelikle bunun farkına varın. Nasıl eve gittiğinizde işi unutup, kendinize ait zamanın değerini bilmeniz gerekiyorsa, aynı şekilde işte de işinize odaklanabilmeniz ve verimli olabilmeniz için kişisel sıkıntılarınızı evde bırakmalısınız.

2. Ofisinizi yuvaya dönüştürün: Günün en az 8 saatini işinizde geçiriyorsunuz -ki bu süre muhtemelen yatağınızda geçirdiğiniz süreden daha uzun.- Bu yüzden ofisinizi size ait kılın, çalışma alanınızı şirket politikası izin verdiği ölçüde kendinize göre dekore edin ve ofisinizde olabildiğince konforlu ve rahat olmaya çalışın.

3. Kendinize bir ofis destek sistemi kurun: Sizinkine benzer geçmiş ve hayat tarzlarında olan iş arkadaşlarına sahip olmak, ofiste üzerinizden çokça baskıyı alacaktır. Duygularınızı sizi anlayan kişilere dillendirebilmeniz, stresinizi büyük ölçüde azaltmanıza yardımcı olacaktır.

4. Sağlıklı beslenin ve bol bol su için: İyi beslenmek ve bol bol su içmek işyerinizdeki enerji ve genel tutumunuzda büyük fark yaratacaktır.

5. Organize olun: Elinizdeki iş yükünü tamamlamak için kendinize bir program çizelgesi hazırlayın. İş yükünden boğulduğunuzu ve nasıl başa çıkacağınızı düşündüğünüz, işteki memnuniyetsizliğinizi arttıracaktır. Bu yüzden proaktif olup kontrolü elinize aldığınızda, kendinizi daha memnun, güvenli ve motive hissedeceksiniz.

6. Hareket edin: Ofiste masa başı çalışmak, bazen çok hareketsiz ve sabit bir iş hayatına sebep olabiliyor. Bu yüzden hem sağlığınız hem de mutluluğunuz için mesai süreniz içerisinde zaman zaman yerinizden kalkıp, biraz hareket etmeye gayret edin.

7. İş arkadaşlarınızı değiştirmeye çalışmayın: Kimseyi değiştiremezsiniz. Yalnızca sizin onlara verdiğiniz reaksiyonu değiştirebilirsiniz. Başka kişilerin hareketlerinin sizi etkilemesine izin vermeyin. Sadece anlaşmazlıkları çözmenin yollarını arayın ve rahatsız edici durumların oluşmasını önlemeye çalışın.

8. Kendinizi ödüllendirin: İşinizin dışında kendinize bir ödül belirleyin. İster arkadaşlarla akşam yemeği, ister sinema, ister spor, ister manikür olsun arada sırada kendinizi şımartın. Evdeki stres nasıl işinizi olumsuz etkilerse, aynı şekilde hayatınızın olumlu yönleri de ofisteki modunuzu olumlu etkileyecektir, bunu unutmayın.

9. Arada bir soluk alın: Ayaklarınız kapalı durun, kollarınızı yanlarda sabit bırakın ve derin nefes alın. Gün içerisinde bunu sık sık tekrarlayın.

10. Pozitife odaklanın: İşte sevdiğiniz şeyleri belirleyin. Bunlar sadece sevdiğiniz iş arkadaşlarınız veya ofisinizde pencereden gördüğünüz güzel manzara gibi basit şeyler de olabilir. Kişi kendi kafa yapısını kendisi yaratır. Eğer aklınızda işinizle ilgili sevdiğiniz pozitif noktalara vurgu yaparsanız, işiniz daha keyifli hale gelecektir. Negatif şeyler hakkında üzülmek sizi zaman içerisinde boğacaktır.

Arda fena tırstı

Perşembe, 29 Ekim 2009

Fenerbahçeli Santos, Brezilya gazetesi Globoesporte’ye Cristian-Arda tartışmasını anlattı: “Arda kavgadan sonra maçta kayboldu ve Cristian’ın yanına yaklaşamadı”
Fenerbahçe’nin Brezilyalı yıldızı Andre Santos, geçtiğimiz hafta sonu derbide yaşanan Arda Turan ile Cristian kavgasını ülkesinin önemli spor gazetelerinden Globoesporte’ye anlattı. Santos, “Galatasaraylı futbolcular kendilerini çağıran tribünlere doğru gidiyorlardı. Atmosfer bu derbinin inanılmaz çekişmeli olması nedeniyle çok gergindi. Arda gelip Cristian’ın ayağına bastı ve bundan mutlu olmuş bir ifadesi vardı. Ardından da yumruklar tekmeler havada uçuştu” diye konuştu.

CRİSTİAN MÜTHİŞTİ
Carlos Dunga tarafından Brezilya’nın İngiltere ile oynayacağı hazırlık maçı kadrosuna alınmayan Santos, “Neyse ki iki takımın oyuncuları araya girdi de olay daha fazla büyümedi. Cristian, Corintihians- Palmeiras derbisinden çok daha iyi oynadı. Ama Arda sahada adeta kayboldu ve Cristian’ın yanına bile yaklaşamadı” ifadesini kullandı. Santos, Fenerbahçe’de çok mutlu olduğunu belirterek, “Bu sezon şampiyon olacağız” dedi.

29 EKİM POZU
Daum, dün G.Saray maçını izlemeye davet ettiği bir arkadaşını uğurlamak için İstanbul Atatürk Havalimanı Dış Hatlar Terminali’ne gitti. 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı için terminal içinde asılan Türk bayrağı ile gazetecilere poz veren F.Bahçe’nin hocasına, özellikle Almanya’da yaşayan Türk vatandaşları büyük ilgi gösterdi

2009 – 2010 Açıköğretim Kayıt tarihleri

Perşembe, 29 Ekim 2009

Kayıt Tarihi: 23 Eylül – 16 Ekim
Kaynak : yorumla.net – 2009- 2010 öğretim yılı kesin kayıt tarihi İnternet Başvuru Tarihi : 23 Eylül – 20 Ekim
Öncelikle AÖF bürosuna gitmeden 23 eylül tarihinden itibaren aofkayit.anadolu.edu.tr adresine internet başvurusunda bulunacağız. Buraya kayıt için gerekli bazı bilgilerimizi gireceğiz, başvuru işlemini tamamladıktan sonra pdf dosyayı bilgisayarımıza kayıt edeceğiz ve yazıcıdan çıktı alacağız. Bu formda çıktıda ‘İnternet başvuru belgesi – Öğrenci Bilgi Formu – Fotoğraflı –İmzalı Form – başvuru ve kayıt bilgilerinden oluşan iki sayfalık doküman bulunmakta, bu dokümanları A4 kâğıdına siyah okunaklı olarak çıktı alacağız.
İnternet Başvuru Sonunda Yazıcıdan Dökümünü Alacağınız Bilgiler
İnternet başvuru belgesi: siyah tükenmez kalemle ve kendi el yazınızla TC numaranızı ad, soyadı, bilgilerinizi yazarak imzanızı atınız ve kayıt yaptırmaya giderken AÖF bürosuna teslim ediniz.
Fotoğraflı –İmzalı Form: Dökümünü aldığınız bu formu fotoğrafınızı yapıştırınız imzanızı atınız kayıt yaptırmaya giderken AÖF bürosuna teslim ediniz.
Öğrenci Bilgi Formu: Öğrenci kimlik kartınızı alıncaya kadar öğrenci olduğunuzu gösterecek belge, fotoğrafınız yapıştırınız ve AÖF bürosuna onaylatıp saklayınız. Öğrenci Kimlik kartlarınızı da 11 ocak-26 şubat 2010 tarihleri arasında AÖF bürosundan alabilirsiniz.
Başvuru ve kayıt bilgileri: Bu döküm internet başvurusunda verdiğiniz bilgileri içeriyor, bu bilgileri kontrol amacıyla verilmiş olup sizde kalacaktır.
Kayıt İçin Gerekli Belgeler
1- İnternet başvuru belgesi
2- Fotoğraflı –İmzalı Form
3- Öğrenci Bilgi Formu
4- Öğrenim Belgesi (Noter Onaylı Diploma)
5- Fotoğraf (4 Adet)
6- Askerlik Durum Belgesi (1971-1987dahil arası doğumlu olanlardan)
Taksit Tutarları
1.Taksit ödeme tutarı: 229.00TL
2.Taksit ödeme tutarı: 229.00TL
1.Taksit ödeme tarihi: 23 Eylül – 20 Ekim 2009 tarihleri arası
2.Taksit ödeme tarihi: 23 Eylül – 26 Şubat 2009 tarihleri arası
Ödemeler ‘VAKIFBANK’A yapılacaktır.
Öğrenci Kimlik Kartları 11 Ocak–26 Şubat 2010 tarihlerinde AÖF bürosundan alınacaktır.
Açık Öğretim Fakültesi 2009–2010 Sınav Tarihleri
Akademik Danışmanlık Hizmetleri: 04 Ocak–28 Mayıs 2010
Ara Sınav: 03–04 Nisan 2010
Yılsonu Sınavı: 29–30 Mayıs 2010
Bütünleme Sınavı: 04–05 Eylül 2010
Tüm Öğrencilere Başarılar Dileriz


Açıköğretim Fakülteleri için yeni kayıt 2009-2010
* İnternet Başvuru Tarihi 23 Eylül 2009 – 20 Ekim 2009
* AÖF Bürosundan Kayıt Tarihi 23 Eylül 2009 – 16 Ekim 2009
* AÖF Bürosundan Mazeretli Kayıt Tarihi 17 Ekim 2009 – 20 Ekim 2009
Açıköğretim dikey geçiş için kayıt tarihleri 2009-2010:
* İnternet Başvuru Tarihi 26 Ekim 2009 – 25 Kasım 2009
* AÖF Bürosundan Kayıt Tarihi 26 Ekim 2009 – 20 Kasım 2009
* AÖF Bürosundan Mazeretli Kayıt Tarihi 21 Kasım 2009 – 25 Kasım 2009

Üniversite öğrencileri ve mezunlar için açıköğretime kayıtlar 2009-2010
* İnternet Başvuru Tarihi 26 Ekim 2009 – 25 Kasım 2009
* AÖF Bürosundan Kayıt Tarihi 26 Ekim 2009 – 20 Kasım 2009
* AÖF Bürosundan Mazeretli Kayıt Tarihi 21 Kasım 2009 – 25 Kasım 2009
Lisans tamamlama
* İnternet Başvuru Tarihi 26 Ekim 2009 – 25 Kasım 2009
* AÖF Bürosundan Kayıt Tarihi 26 Ekim 2009 – 20 Kasım 2009
* AÖF Bürosundan Mazeretli Kayıt Tarihi 21 Kasım 2009 – 25 Kasım 2009
2009 yılı Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Sistemi (ÖSYS) sonucunda uzaktan eğitim sistemiyle öğretim yapan Açıköğretim, İktisat ve İşletme Fakültelerine yerleştirilen adayların kayıtları “İnternet başvuru” ve “AÖF Bürolarından kayıt” olmak üzere iki aşamalı yapılacaktır.
2009-2010 Öğretim yılı başvuru ve kayıt tarihleri aşağıda verilmiştir.
Planlanan İnternet Başvuru Tarihi Planlanan AÖF Bürosundan Kayıt Tarihi Planlanan AÖF Bürosundan Mazeretli Kayıt Tarihi 23 Eylül 2009 – 20 Ekim 2009 23 Eylül 2009 – 16 Ekim 2009 17 Ekim 2009 – 20 Ekim 2009 http://aofkayit.anadolu.edu.tr adresinde ”ÖSYS Yeni Kayıt” linkini tıklayarak başvurularını yapabilirler.
İnternet sitesinden başvuru yapmak, yazıcıdan döküm almak ve bankaya gerekli ücreti yatırmak kayıt için yeterli değildir. Kayıt kılavuzunda açıklanan tüm kayıt belgelerini, kayıt süresi içerisinde mutlaka AÖF bürosuna teslim etmeniz gerekir. Aksi takdirde kaydınız yapılmamış olur.
Dikey Geçiş
Açıköğretim Fakültesinin iki yıllık ön lisans programından mezun olanlar, “Meslek Yüksekokulları ve Açıköğretim Ön Lisans Programları Mezunlarının Lisans Öğrenimine Devamları Hakkında Yönetmelik” uyarınca ÖSYM’ce yapılan dikey geçiş sınavına katılarak örgün öğretime geçiş yapabilirler. ÖSYM’ce yapılan bu sınavlara son sınıfta okuyan öğrenciler ile mezun olanlar ilan edilen süre içerisinde başvurarak katılabilirler.
Ayrıca, Meslek Yüksekokulu ve Açıköğretim Fakültesi ön lisans programlarından mezun olanlar, uzaktan eğitim sistemiyle öğretim yapan İktisat ve işletme Fakültelerine, Üniversitemizce ilan edilen koşulları yerine getirdikleri takdirde dikey geçişle kayıt yaptırabilirler.
Başvuru ve kayıt koşulları her yıl ilan edilmekte ve bu koşulları yerine getirenler, İktisat ve İşletme Fakültelerinin 3. sınıfa doğrudan veya lisans öğrenimine hazırlık programına kayıt yaptırabilmektedirler.
Hangi ön lisans programlarının fakültelerin 3. sınıfına Doğrudan veya Lisans Öğrenimine Hazırlık Programına kayıt yaptırabileceklerini öğrenmek için tıklayınız.

2009-2010 Öğretim yılı için planlanan başvuru ve kayıt tarihleri aşağıda verilmiştir.
Planlanan İnternet Başvuru Tarihi Planlanan AÖF Bürosundan Kayıt Tarihi Planlanan AÖF Bürosundan Mazeretli Kayıt Tarihi 26 Ekim 2009 – 25 Kasım 2009 26 Ekim 2009 – 20 Kasım 2009 21 Kasım 2009 – 25 Kasım 2009 http://aofkayit.anadolu.edu.tr adresinde ”Dikey Geçiş” linkini tıklayarak başvurularını yapabilirler.
İnternet sitesinden başvuru yapmak,yazıcıdan döküm almak ve bankaya gerekli ücreti yatırmak kayıt için yeterli değildir. Kayıt kılavuzunda açıklanan tüm kayıt belgelerini, kayıt süresi içerisinde mutlaka AÖF bürosuna teslim etmeniz gerekir. Aksi takdirde kaydınız yapılmamış olur.
Tüm Üniversite Öğrencilerine ve Mezunlarına Sınavsız İkinci Üniversite Olanağı
Herhangi bir üniversitenin örgün bölümlerinde okuyan öğrenciler ve örgün eğitim mezunları, aşağıda belirtilen koşulları sağlamaları halinde Öğrenci Seçme Sınavı (ÖSS)’na tekrar girmeden, aynı zamanda Anadolu Üniversitesinin uzaktan eğitim veren Açıköğretim Fakültesi Ön Lisans (Kontenjanlı programları hariç), İktisat ve İşletme Fakültesi lisans programlarından sadece birine kayıt yaptırarak farklı bir alanda kendilerini geliştirme fırsatı bulmaktadır.
2 veya 4 yıllık örgün yükseköğretim bölümlerinde kayıtlı öğrenciler veya mezunlar istedikleri takdirde, okumakta veya mezun oldukları alanlarda olmamak üzere uzaktan eğitim sistemine göre eğitim yapan Fakültelerin ön lisans veya lisans programlarına kayıt yaptırabilirler.

İkinci Üniversite kapsamında kayıt yaptırılabilecek lisans programları,
Felsefe, (Açıköğretim Fakültesi)
Sosyoloji, (Açıköğretim Fakültesi)
Türk Dili ve Edebiyatı, (Açıköğretim Fakültesi)
Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri, (İktisat Fakültesi)
İktisat, (İktisat Fakültesi)
Kamu Yönetimi, (İktisat Fakültesi)
Maliye, (İktisat Fakültesi)
Uluslararası İlişkiler, (İktisat Fakültesi)
İşletme, (İşletme Fakültesi)
Konaklama İşletmeciliği, (İşletme Fakültesi) *
Lisans programlarının birinci sınıfına veya
İkinci Üniversite kapsamında kayıt yaptırılabilecek Açıköğretim Fakültesi ön lisans programları

Adalet,
Ağırlama Hizmetleri, (Turizm Otel İşletmeciliği) *
Bankacılık ve Sigortacılık,
Büro Yönetimi ve Sekreterlik,
Dış Ticaret,
Elektrik Enerjisi Üretim, İletim ve Dağıtım,
Emlak ve Emlak Yönetimi,
Ev İdaresi,
Fotoğrafçılık ve Kameramanlık,
Halkla İlişkiler ve Tanıtım, (Halkla İlişkiler)
İlahiyat,
İnsan Kaynakları Yönetimi, (İnsan Kaynakları)
İşletme Yönetimi,
Kültürel Miras ve Turizm,
Laborant ve Veteriner Sağlık Önlisans,
Lojistik,
Marka İletişimi,
Medya İletişim,
Menkul Kıymetler ve Sermaye Piyasası,
Muhasebe ve Vergi Uygulamaları, (Muhasebe)
Özel Güvenlik ve Koruma, **
Perakende Satış ve Mağaza Yönetimi,
Radyo ve Televizyon Programcılığı,
Sağlık Kurumları İşletmeciliği,
Sosyal Bilimler,
Sosyal Hizmetler,
Spor Yönetimi,
Tarım Önlisans,
Yerel Yönetimler,

Ön lisans programlarının birinci sınıfına kayıt yaptırabilirler.
* Bu programa alınacak öğrenciler 3 ay süreli zorunlu staj yapacaklardır.
** Özel Güvenlik ve Koruma Ön Lisans Programına kayıt yaptıracak adaylar kayıt için tam teşekküllü resmi bir hastaneden, bu mesleği yapmayı engelleyecek fiziki ve ruhsal engeli olmadığını, erkek adayların 1.75m’den, kız adayların 1.65m’den kısa olmadığını belgeleyen yeni tarihli heyet raporu ile sabıka kayıtlarının olmadığını gösteren belgelerini kayıt için AÖF bürosuna vermeleri gerekmektedir.
2009-2010 Öğretim yılı için planlanan başvuru tarihi ve kayıt tarihi aşağıda verilmiştir.
Planlanan İnternet Başvuru Tarihi Planlanan AÖF Bürosundan Kayıt Tarihi Planlanan AÖF Bürosundan Mazeretli Kayıt Tarihi 26 Ekim 2009 – 25 Kasım 2009 26 Ekim 2009 – 20 Kasım 2009 21 Kasım 2009 – 25 Kasım 2009 http://aofkayit.anadolu.edu.tr adresinde ”İkinci Üniversite” linkini tıklayarak başvurularını yapabilirler.
İnternet sitesinden başvuru yapmak,yazıcıdan döküm almak ve bankaya gerekli ücreti yatırmak kayıt için yeterli değildir. Kayıt kılavuzunda açıklanan tüm kayıt belgelerini, kayıt süresi içerisinde mutlaka AÖF bürosuna teslim etmeniz gerekir. Aksi takdirde kaydınız yapılmamış olur.
Lisans Tamamlama
Fakülte ve yüksekokulların 4 yıllık lisans programlarında okurken ön lisans diploması alarak ayrılanlardan, ön lisans mezuniyet alanları Açıköğretim, İktisat ve İşletme Fakültelerinde lisans tamamlamak için başvurabilecek bölümler listesinde bulunanlar, Açıköğretim, İktisat veya İşletme Fakülteleri lisans programlarının 3. sınıfına lisans tamamlamak için başvuru yapabilirler.
Açıköğretim Fakültesi İngilizce Öğretmenliği Lisans Tamamlama Programı: Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi İngilizce Öğretmenliği Lisans Programı ile üniversitelerin Eğitim Fakültelerinin İngilizce Öğretmenliği bölümünden 2004-2005 öğretim yılı ve sonrasında ön lisans diploması alarak ayrılanlardan genel not ortalaması 60 ve üzeri olanlar başvurabilirler.
Açıköğretim Fakültesi Okul Öncesi Öğretmenliği Lisans Tamamlama Programı: Kız Meslek Liseleri veya Meslek Liselerinin Çocuk Gelişimi, Çocuk Gelişimi ve Eğitimi ile Çocuk Gelişimi ve Bakımı bölümlerinin birinden mezun olup Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi Okul Öncesi Öğretmenliği Lisans Programı ile üniversitelerin Eğitim Fakülteleri veya Mesleki Eğitim Fakültelerinin Okul Öncesi Öğretmenliği, Anaokulu Öğretmenliği, Çocuk Gelişi,mi ve Okul Öncesi Öğretmenliği, Çocuk Gelişimi ve Eğitimi Öğretmenliği bölümlerinin birinden 2004-2005 öğretim yılı ve sonrasında ön lisans diploması alarak ayrılanlar başvurabilirler.
2 yıllık Meslek Yüksekokulu veya Açıköğretim Fakültesi ön lisans programlarından mezun olanlar, uzaktan eğitim sistemine göre öğretim yapan fakültelerin lisans tamamlama programlarına başvuramazlar.
2009-2010 Öğretim yılı için planlanan başvuru ve kayıt tarihleri aşağıda verilmiştir.
Planlanan İnternet Başvuru Tarihi Planlanan AÖF Bürosundan Kayıt Tarihi Planlanan AÖF Bürosundan Mazeretli Kayıt Tarihi 26 Ekim 2009 – 25 Kasım 2009 26 Ekim 2009 – 20 Kasım 2009 21 Kasım 2009 – 25 Kasım 2009 http://aofkayit.anadolu.edu.tr adresinde”Lisans Tamamlama” linkini tıklayarak başvurularını yapabilirler.
İnternet sitesinden başvuru yapmak,yazıcıdan döküm almak ve bankaya gerekli ücreti yatırmak kayıt için yeterli değildir. Kayıt kılavuzunda açıklanan tüm kayıt belgelerini, kayıt süresi içerisinde mutlaka AÖF bürosuna teslim etmeniz gerekir. Aksi takdirde kaydınız yapılmamış olur.
2009-2010 Öğretim Yılı Lisans Öğrenimine Hazırlık Programından 3. Sınıfa Kayıt İşlemleri
“Lisans Öğrenimine Hazırlık Programından 3. Sınıfa Kayıt” kayıt türü içerisinde 3 farklı grubun kayıtları gerçekleştirilecektir.

Lisans Öğrenimine Hazırlık Programında Başarılı Olup Fakültelerinin 3. Sınıfına Kayıt Hakkı Olanlar.
2007-2008 öğretim yılı yıl sonu veya bütünleme sınavı sonunda başarılı olup 2008-2009 öğretim yılında kayıt yaptırmayanlar.
2008-2009 öğretim yılı yıl sonu veya bütünleme sınavı sonunda başarılı olanlar.
Lisans Öğrenimine Hazırlık Programında En Fazla 2 Dersten Başarısız (Sorumlu) Olup Fakültelerinin 3.Sınıfına Kayıt Hakkı Olanlar.
2007-2008 öğretim yılı yıl sonu veya bütünleme sınavında en fazla 2 dersten başarısız olup 2008-2009 öğretim yılında hazırlık programdaki kaydını yeniletmeyenler.
2008-2009 öğretim yılı yıl sonu veya bütünleme sınavında en fazla 2 dersten başarısız olanlar.
Ön Lisans Mezuniyet Alanları Lisans Öğrenimine Hazırlık Programı Kapsamından Çıkartılarak Fakültelerinin 3. Sınıfına Doğrudan Kayıt Hakkı Verilenler.
Lisans Öğrenimine Hazırlık Programında kayıtlı iken Yükseköğretim Kurulu Kararı ile mezun olduğu ön lisans programı 2008-2009 öğretim yılında Lisans Öğrenimine Hazırlık Programı kapsamından çıkartılarak, Dikey Geçiş 3. Sınıfa Doğrudan Kayıt hakkı tanınanlar.
2009-2010 Öğretim yılı için planlanan başvuru ve kayıt tarihleri aşağıda verilmiştir.
Planlanan İnternet Başvuru Tarihi Planlanan AÖF Bürosundan Kayıt Tarihi Planlanan AÖF Bürosundan Mazeretli Kayıt Tarihi

http://aofkayit.anadolu.edu.tr adresinde ”Lisans Öğrenimine Hazırlık Sınıfından 3. sınıfa Kayıt” linkini tıklayarak başvurularını yapabilirler.
İnternet sitesinden başvuru yapmak,yazıcıdan döküm almak ve bankaya gerekli ücreti yatırmak kayıt için yeterli değildir. Kayıt kılavuzunda açıklanan tüm kayıt belgelerini, kayıt süresi içerisinde mutlaka AÖF bürosuna teslim etmeniz gerekir. Aksi takdirde kaydınız yapılmamış olur.
2009-2010 Öğretim Yılı Açıköğretim İktisat ve İşletme Fakültelerindeki Öğrencilerin Kayıt Yenileme İşlemleri
Uzaktan eğitim sistemiyle öğretim yapan Açıköğretim, İktisat, İşletme fakültelerine kayıtlı öğrencilerin öğretim yılı içinde yapılacak ara, yıl sonu ve bütünleme sınavlarına katılabilmeleri, öğrencilik haklarından yararlanabilmeleri, kayıtlarını yeniletmeleriyle mümkündür. Başka bir deyişle, kaydını yeniletmeyen öğrenciler, kayıt yeniletmedikleri öğretim yılında sınavlara giremezler, öğrencilik haklarından (öğrenci belgesi, öğrenci durum belgesi, paso gibi) yararlanamazlar.
2009-2010 Öğretim yılı Açıköğretim İngilizce Öğretmenliği Lisans Programı ve Bilgi Yönetimi Ön Lisans programının planlanan kayıt yenileme tarihleri aşağıda verilmiştir.
Planlanan Kayıt Yenileme Tarihi Planlanan Mazeretli Kayıt Yenileme Tarihi 19 Ekim 2009 – 28 Ekim 2009 30 Ekim 2009 2009-2010 Öğretim yılı Açıköğretim, İktisat ve İşletme Fakültelerinin planlanan kayıt yenileme tarihleri aşağıda verilmiştir.
Planlanan Kayıt Yenileme Tarihi Planlanan Mazeretli Kayıt Yenileme Tarihi 01 Aralık 2009 – 25 Aralık 2009 22 Aralık 2009 – 25 Aralık 2009 Kayıt yenileme işleminin nasıl yapılacağı öğrencilerimizin adreslerine gönderilen Kayıt Yenileme Kılavuzlarında, gazete ilanları ile yapılan “Kayıt Yenileme” duyurusunda, http://www.anadolu.edu.tr adresinde ilan edilmekte ve duyurulmaktadır

Yçs Sınavı

Perşembe, 29 Ekim 2009

Yurtdışında Çalışanların Çocukları İçin Yükseköğretime Giriş Sınavı (YÇS), anne veya babası, görevi nedeniyle yurtdışında bulunduğu sırada, ortaöğrenimlerini bu ülkelerin lise veya dengi okullarında yapan öğrenciler için, ÖSYM tarafından düzenlenen bir sınavdır. Sınav sonucu, çeşitli yüksek öğrenim kurumlarındaki belli bölümlere öğrenci kabul edilmektedir.

Kahvenin tarihi

Perşembe, 29 Ekim 2009

Kahve Tarihi
Daha onumuze gelmeden kokusuyla bas dondurur. Minicik cekirdeklerden fincanlara dokulene kadar icinde pek cok gelenegi barindirir. Ve biraktigi izlere bakarak gelecege dair yorumlar yapilir. Yuzlerce yillik bir icecegin, Turk kahvesinin oykusu…

Gecmisi 14. yuzyila kadar giden, dunya yolculuguna Guney Habesistan’dan baslayan bir icecek kahve… Hakkinda turlu efsaneler turetilmis; rivayetlerden birine gore, Habesistan’in Kaffa yoresinde yasayan Khaldi adinda bir coban sicakta hep uyusukluk icindeki koyunlarinin gunun birinde, bir agacin meyvelerini yedikten sonra hareketlendiklerini gormus. Bu mucizeye sasirmis ve kendisi de agacin kucuk meyvelerini kaynatip suyunu icmis. Bir sure sonra enerjisi artmis, kalp atislari hizlanmis. Ve tum dunyayi saracak olan bu tadin kâsifi olmus…

Arabistan yarimadasindan sonra Guney Amerika oncelikli olmak uzere pek cok farkli bolgede degisik turde kahveler uretilmis. Turklerin kahveyle tanismasiysa 16. yuzyilda, Kanuni Sultan Suleyman doneminde. Kendisine sunulan kahvenin tadina hayran kalan Kanuni’nin sayesinde bu sihirli icecek kisa surede Osmanli sinirlari icinde yayilmis. Saray mutfaginda ozel olarak yetistirilen Kahvecibasinin yaptigi kahve o kadar lezzetliymis ki… 1554 yilinda, Tahtakale’de bir kahvehane acilmis. Tahtakale’nin adi da bu kahvehaneden geliyor; Taht-u Kale… Bu kahvehane, taninmis kisilerin, bilginlerin bulustugu, sohbet ettigi bir mekân haline gelmis.

Kahve olarak ictigimiz toz, kahvenin tanesi dedigimiz tohumlarin kavrulup ogutulmus halidir. Tohumlar guclu bir alkoloid olan kafein maddesi icerir. Uyarici ozelliklerinden oturu, kahve insana gecici de olsa zindelik verir. Solunumu guclendirir, kalp atislarini hizlandirir, bedenen olsun, zihnen olsun calismayi kolaylastirir.

Mide ve bagirsak kaslarinin calismalarini hizlandirmasi nedeni ile kahve sindirimi kolaylastirir. Bazi kimselerde bas agrisini, hatta migreni gecirir. Ne var ki kahvenin zararli yani ure, ure asidi ve urat tuzlari gibi zararli maddelerin disari atilmasini engellemesidir. Üremsi, romatizmamsi, damla hastaligi olan kisiler kahveden vazgecmelidirler. Bobrekte kum ve tas olusmasina yol acabilmesi de kahvenin kotu ozelliklerinden biridir.

Çok kahve icenlerin yuzunun sari olmasinin nedeni de ; kandaki akyuvar sayisini artirmasidir. Kanda erimis halde bulunan kolesterolu de damarlarin cidarlarina yapistirmakla da damar sertligine yol acar.

Fazla kaynatilip kopugu kestirilen kahvenin zarari nispeten az olur. Sutlu kahvenin sindirimi zordur, ayrica karacigeri cok yorar. Uykusuzluktan, bobreklerinde tastan, kalbinden yuksek tansiyondan peklikten sikayetci olanlar, icmemelidir. Tiryakilik yarattigi bilinmeli, azinin karar, cogunun zarar oldugu akildan cikarilmamalidir.

Kahve Karaciğer Hastalıklarını Azaltıyor

Perşembe, 29 Ekim 2009

Kahve ile ilgili yapılan araştırmaya göre, kahve kronik hepatit C’li insanlarda gelişen karaciğer hastalıklarının ilerlemesini yavaşlatıyor.
Çalışmaya hepatit C virüsü (HCV) ile enfekte 766 hasta katıldı. Hastalardan aldıkları kahve, yeşil çay ve siyah çay miktarlarını bildirmeleri istendi. Yaklaşık 4 yıl devam eden çalışma sürecinde hastalar her üç ayda bir görüldü. Karaciğer hastalığının seyrini saptamak amacıyla çalışmanın 18’inci ayında ve 3,5’inci yılında karaciğer biyopsileri alındı.

Günde üç veya daha fazla fincan kahve tüketen hastalardaki karaciğer hastalığının ilerlemesinde kahve içmeyenlere göre %53 oranında bir azalmanın olduğu tespit edildi. Yeşil ve siyah çayın bu yönde herhangi bir etkisi olmadığı görüldü. Fakat katılımcılar arasında çay tüketiminin düşük olduğu da dikkate alındı.

Kaspersky Internet Security 2010 son sürüm

Salı, 27 Ekim 2009

 

 


(daha fazla…)